- Konuyu Başlatan
- Moderatör
- #1
Âşık karalı mısın, candan yaralı mısın? Nedir sendeki bu hal, yoksa şam'a giden Türk kızı mısın? "
İşte böyle başlıyor Piruze'nin hikâyesi. Diplomat bir babanın kızı olan Piruze, hiç istemeyerek babasının tayin olduğu şam'a taşınıyor ve bu hayatının dönüm noktası oluyor. şam'da yaşamak konusundaki isteksizliği kısa sürede tanışıp yakınlık kurduğu arkadaşları sayesinde yok oluyor. Daha sonra Wassim adlı, yalnızca adını bildiği bir adama aşık oluyor ve evlilik teklifini hiç düşünmeden kabul ederek temelli şam'a yerleşiyor. O dönem şam'ın içinde bulunduğu siyasi karışıklıklar, kadının toplum hayatındaki değersizliği başlarda sorun yaratmasa da artık genç bir kadın olmaya başladığı dönemlerde kayınpederini kaybederek, Wassim'in ailesi ile birlikte yaşamaya başlamaları, ev içinde yaşananlar, geleneklerine körü körüne bağlı bir anneyle çatışması, onu ve evliliğini yıpratıyor. Aradan yıllar geçerken ve Piruze bir çiçek gibi solarken ihaneti tatması her şeyi daha da kötü bir hale sokuyor. En başında sonsuz bir güvenle elini tuttuğu adamı tanıyamaz hale geldiğinde kendisi için bir şeyler yapmaya çalışıyor ancak onu bu kez de anneliği engelliyor.
Anneliği; kadınlığı, ihanet, şiddet ve arkadaşlarından aldığı darbeler Piruze'yi günden güne eritirken, maruz kaldığı iftiralar onu bir seçim yapmaya zorluyor. Piruze çok zor da olsa bir karara varıyor ve hayatı için adım atıyor. Bu adımı attığında arkasında kalan şey ise çocukları oluyor.
Bu eseri etkileyici kılan şey, kuşkusuz yaşanılanların gerçek bir hikaye olması ancak okuduklarımızın yaşanılabilecek şeyler olması, gerçekten her gün ve her saniye biraz daha fazlasının yaşanıyor olması durumu daha da vurucu hale getiriyor.
İlk basım yılı 2014 olan Piruze kitabının yazarı Sinan Akyüz; bizlere Piruze'nin mücadelesini, 1980'lerin şam sokaklarını, Türkiye'nin karışık siyasi durumunu ve çok daha fazlasını bir arada okutarak, şimdinin dünyasıyla dünü kıyaslama fırsatı sunuyor.
İşte böyle başlıyor Piruze'nin hikâyesi. Diplomat bir babanın kızı olan Piruze, hiç istemeyerek babasının tayin olduğu şam'a taşınıyor ve bu hayatının dönüm noktası oluyor. şam'da yaşamak konusundaki isteksizliği kısa sürede tanışıp yakınlık kurduğu arkadaşları sayesinde yok oluyor. Daha sonra Wassim adlı, yalnızca adını bildiği bir adama aşık oluyor ve evlilik teklifini hiç düşünmeden kabul ederek temelli şam'a yerleşiyor. O dönem şam'ın içinde bulunduğu siyasi karışıklıklar, kadının toplum hayatındaki değersizliği başlarda sorun yaratmasa da artık genç bir kadın olmaya başladığı dönemlerde kayınpederini kaybederek, Wassim'in ailesi ile birlikte yaşamaya başlamaları, ev içinde yaşananlar, geleneklerine körü körüne bağlı bir anneyle çatışması, onu ve evliliğini yıpratıyor. Aradan yıllar geçerken ve Piruze bir çiçek gibi solarken ihaneti tatması her şeyi daha da kötü bir hale sokuyor. En başında sonsuz bir güvenle elini tuttuğu adamı tanıyamaz hale geldiğinde kendisi için bir şeyler yapmaya çalışıyor ancak onu bu kez de anneliği engelliyor.
Anneliği; kadınlığı, ihanet, şiddet ve arkadaşlarından aldığı darbeler Piruze'yi günden güne eritirken, maruz kaldığı iftiralar onu bir seçim yapmaya zorluyor. Piruze çok zor da olsa bir karara varıyor ve hayatı için adım atıyor. Bu adımı attığında arkasında kalan şey ise çocukları oluyor.
Bu eseri etkileyici kılan şey, kuşkusuz yaşanılanların gerçek bir hikaye olması ancak okuduklarımızın yaşanılabilecek şeyler olması, gerçekten her gün ve her saniye biraz daha fazlasının yaşanıyor olması durumu daha da vurucu hale getiriyor.
İlk basım yılı 2014 olan Piruze kitabının yazarı Sinan Akyüz; bizlere Piruze'nin mücadelesini, 1980'lerin şam sokaklarını, Türkiye'nin karışık siyasi durumunu ve çok daha fazlasını bir arada okutarak, şimdinin dünyasıyla dünü kıyaslama fırsatı sunuyor.